İş kazası durumunda yapılması gerekenler 10.01.2017

Bugün işyerlerinde gerçekleşen iş kazaları kelimenin tam anlamıyla kanayan bir yara durumundadır. İş kazası geçiren işçiler haklarını alamamakta bunun üzerine birde belki de bir ömür bu kazanın maluliyeti nedeni ile mağduriyet yaşamaktadırlar. Bu nedenle iş kazası yaşayan işçi veya işçi arkadaşları ve yakınlarının derhal yapması gereken işlemler konusunda kısa bir bilgilendirme yapmakta büyük fayda vardır.

İş kazası geçiren işçi öncelikle gittiği hastanede mutlaka durumu bütün çıplaklığı ile anlatmalı işverenin“senin bütün masrafların bana ait, bütün mağduriyetini gidereceğim” şeklindeki vaatlerine kanmamalı ve mutlaka hastane polisine gerçeği yani, olayın “iş kazası” olduğunu belirtmelidirler. Uygulamada karşılaştığımız gibi hastaneye götürülen işçinin “evde iken bir kaza geçirdiği” veya“işyeri dışında” kaza geçirdiği şeklinde işvereni korumaya dönük söylemlerden kesinlikle kaçınılmalıdır. Veya iş için veya işe gidilen esnada servsilerde  meydana gelen  trafik kazalarının da aynı zamanda iş kazası olması nedeni ile bu durumunda ilgili mercilere açıklanarak bildirlmesi gerekmektedir. İşçiyi hastaneye getiren işçi arkadaşları da yarın birgün aynı durumun kendi başlarına geleceğini düşünerek “iş kazasını” mutlaka hastane polisine (veya Jandarmaya) doğru olarak bildirmelidirler. Bu durumda kolluk harekete geçmek ve “iş kazası” ile ilgili ihmal ve sorumluluğu olanları ve kaza yerini ve oluşunu tespit etmek zorundadırlar. Kolluk güçleri(pois veya jandarma) bu işlemleri yapmıyor ise mutlaka bu işlemleri yapması talep edilmelidir. Pois ve jandarmanın işlem yapmamakta ısrar etmesi üzerine ise durum bir dilekçe ile Cumhuriyet Başsavcılığına bildirlmelidir. Bu dilekçede olay hakkında bilgi verilmeli ve soruşturma açılması ve sorumlulluların cezalandırılması istenmelidir. Ayrıca işlem yapmayan  kolluk güçleride bu dilekçede açıklanarak onlar hakkında da gerekli işlemin yapılması istenmelidir.

Bunun yanında durum yine derhal SGK’ya bildirilmeli ve olayı soruşturmak üzere  iş müfettişi görevlendirilmesi istenmelidir.

Aksi taktirde işveren “iş kazası mahallinde” kazanın olmasına neden olan olguları ortadan kaldırmakta veya değiştirmekte ve işçi kusurlu ilan edilmektedir. Bunu önlemek için iş kazası geçiren işçinin iş arkadaşları gerekirse “iş kazası mahallini” fotoğraflamalı ve bu durumu bir tutanakla tespit etmelidirler. Bu tutanağı fotoğraflarla birlikte kolluğa, savcılığa ve iş müfettişlerine vermelidirler. İşçiler bu şekilde yapacakları dayanışmaları ile işverenin işçiler aleyhine yapacağı oyunlarını boşa çıkarabilirler.

Bunu dışında iş kazası derhal SGK İş Müfettişlerine bir dilekçe ile veya sözlü olarak bildirilmelidir. İş müfettişlerine olay yerine ilişkin fotoğraf ve belgeler teslim edilmelidir. Tedavi özel kurum ve hastanelerde yapılsa dahi durum mutlaka SGK’ya bildirilmelidir. Bu ileride “geçici iş göremezlik ödeneği”, “sürekli iş göremezlik ödeneği” ve “malulen emeklilik” açısından da şarttır.

İş kazası geçiren işçinin maddi ve manevi tazminat hakları vardır. İşçi çalışamadığı sürelere ilişkin tüm kazanç kayıplarını ezcümle ücretlerini işverenden talep edebilecektir. İşçi ayrıca tedavi için yaptığı tüm masrafları talep edebilecektir. Ayrıca malul kalınması durumunda maluliyet oranında kendisine SGK tarafından bağlanan gelirler mahsup edilmek kaydıyla ileride mahrum kalacağı gelirleri de işveren ödemek zorundadır. Yargıtay Kararlarında belirtildiği gibi “İş kazasından dolayı işverene karşı açılacak maddi tazminat davaları, SGK tarafından yapılan yardımlar ve  bağlanan gelirlerle karşılanmayan zararın giderilmesi ilkesine dayanır.” Bu nedenle, öncelikle Sosyal Güvenlik Kurumu’na olayın bildirilip bildirilmediği ve Kurum’ca olayın bir iş kazası sayılıp sayılmadığı mahkemece araştırılacak ve bunun sonucu davacılara SGK tarfından gelir bağlanıp bağlanmayacağı saptanacak, eğer gelir bağlanmışsa bunun peşin değeri Kurum’dan sorulacak; davacıların kazanç düzeyleri üzerinden hesaplanacak olan tazminat tutarlarından sigorta gelirleri peşin değeri düşüldükten sonra, geriye bir zarar miktarı kalmışsa, bu miktar işverenden istenebilecektir. Yargıtay’ın yerleşik görüşleri bu yöndedir.

Şunu önemle belirtelim ki, işçinin bedensel zararları açıklığa kavuştuktan sonra, eğer işçinin kalıcı sakatlıkları yoksa veya işgöremezlik dereceleri %10’un altında ise gelir bağlanmayacak;  işgöremezlik dereceleri %10’un üzerinde ise gelir bağlanacak ve bağlanan gelirin peşin değerinden artan bir zarar varsa, bu zarar   işverenin ödeyeceği tazminat tutarı olacaktır. Bu aşamada tazminatın “kazanç” unsuru çok önemlidir. Çünkü davacıların ücretleri asgari ücret düzeyinde ise, genellikle tazminat tutarları sigorta gelirlerinin peşin değerini aşamadığından, geriye işverenden istenecek bir meblağ kalmayacak ve maddi tazminat olarak talep edşlecek bir rakam olmayacaktır. Buna karşılık davacıların işgöremezlik dereceleri %10’un altında ise, SGK tarafından gelir bağlanmayacağından, %10’un altındaki sakatlık için işveren doğrudan tazminat ödeyecektir. Her iki durumda da, işçinin asgari ücretin üzerinde ücret aldığı kanıtlanmalıdır. Bunun için belge sunulması zorunlu olmayıp tanık anlatımları ile de ücret ispatlanabilecektir.

İşçi bütün bunların yanında hem iş kazası esnasında yaşadığı acı ve ızdıraba karşılık olmak üzere hem de maluliyet nedeni ile uğrayacağı üzüntü, elem ve kederine ve diğer manevi zararlarına karşılık olmak üzere bir miktar paranın kendisine ödenmesini talep edebilecektir. Bu miktar yaklaşık maddi tazminat miktarı kadar olabileceği gibi bazen bunun çok üzerinde de olabilir.

İş kazası geçirerek belki de malul kalan işçinin haklarını müdafa etmek toplumun tümüne düşmektedir. Bu noktada en önemli sorumluluk işçinin iş arkadaşlarına ve yakınlarına düştüğü gibi, kolluk kuvvetleri ve iş müfettişlerine de büyük görev düşmektedir. Bu şekilde iş kazası tespit edilen işçinin imdadına bu noktadan sonra yargı koşmaktadır ve görev ve sorumluluk avukat ve yargıçlara düşmektedir.